YÜZYIL ÖNCE SAMSUN’UN BAĞDAT YOLU

YÜZYIL ÖNCE SAMSUN’UN BAĞDAT YOLU

…Hanlarda kalıp yol kenarındaki çeşmelerden su içmeliyim

Bagajı taşımak için bir beygirle beraber bir Türk hizmetçisi tarafından eşlik edilerek Samsun’dan yürümek başından beri niyetimdi. Seyahat etmenin bu türü üzerinde, güzel hayaller ve umutların tüm türlerini besledim. Bu yüzden dilencilerden, kağnı, çobanlar ve kervanlardan oluşan Bağdat yolu kafilesine ben de katılmalıyım, hanlarda kalıp yol kenarındaki çeşmelerden su içmeliyim. Ve ayrıca isteğim beni alıp götürdüğünde yoldan da çıkabilmeliyim. Dağ patikalarını, neredeyse Küçük Asya’daki her tepe yamacı ve dağ kolu karşısında eğik uzaklıkta görülebilecek bu kendine çağıran patikaları takip etmeyi de arzuladım. Bu şekilde, başka türlü ulaşılmaz olan köylere ulaşarak; uzak bir sırtta kendisini gösterebilecek herhangi bir kaleyi seyretmek için memleket karşısında dikkati çekerek ve belki de bu yolla bir ya da iki dağı çıkarak kendimin derin boğazlara girdiğini gördüm. Sözün özü, toplama çanağı ve savaş baltasıyla özgürce dolanan herhangi bir derviş olarak kendimi pervasız gördüm. Bunlar umutlarımdı ve hayallerimi tutacak bir şey vardı. Bu yörenin adetinde olması ve ayrıca görülmeye değer bir batıl inanç adına biraz beğeniyi gidermesi için atımın, nazara karşı bir koruma olarak yelesinin ve kuyruğunun içine örgülü mavi boncuğunun olması ve bizi yürütmesi amacıyla boynunun aşağısında iki ya da üç tane şıngırtılı çan taşıması gerekti.

…Köylüler mavi ve kızıl altın nakışlı işlemeler içinde ve muhteşem biniciler içinde kasabanın erkekleri hareket eder.

Türkiye’de taş döşeli, en uzun ve önemli yol olan bu karayolu üzerinde tüm ticaret; liman ve iç kesim arasında gelir gider. Ama trafik yavaştır ve fevkalade resmedilmeye değerdir. İhracat sezonunun zirvesinde Samsun’ da başka yerde güçlükle eş değer olunacak sahneler yaratır. Kağnılar, katarlar, develer, beygirler ve eşekler sabahleyin yolda ilerlerler. Öğleden sonra, yüzlerce taşıt ve binlerce hayvan sokakları ve açık alanları tıkar. Bazıları ambarlar ararken diğerleri yükleri boşaltır ya da onların dönüşünü gözler; erken gelenler hanlara boş girip çıkar ya da hayvanlar yolun yanında ağaçların gölgesinde hareketsiz uzanır. Onların arasında toz beyazı içindeki deveciler, eşek ve at sürücüleri, dağ köylerinden ve kıyıdan yaya gelen köylüler, mavi ve kızıl altın nakışlı işlemeler içinde muhteşem biniciler ve kasabanın erkekleri de hareket eder. Bunlar üç yüz mil içindeki her sınıfı yansıtır ve her renk ve biçimde elbiseler giyer. Bağırmalar ve çığlıklar vardır; eşeklerin arka ayaklarının üstündeki ağır sopaların boğuk gümbürtüsü, eşek çanlarının sonu gelmez tıngırtısı; deve çanlarının derin, yavaş çınlaması; kağnı arabasının tekerleklerinin iniltisi. Tüm bu kitle hareket eder, ayakta durur ve kızgın güneş altında uzanır.Develerin, terleyen adamların ve hayvanların, yemek dükkânlarının, tütünün, sarımsağın ve denizin kokusu, dar sokaklarda cennete çıkabilecek bir koku içinde birleşir. 

Sevkiyat aynı şekilde ilerler ama seyahat için tüm iç kısım erkenden kalkar.

Böylece, Trieste ve Marsilya için buğday, arpa, un, yumurta sepetleri; İstanbul için tiftik, yün ve tütün balyaları, canlı kümes hayvanı kasaları ve tonlarca ceviz ulaşır. İthalatların sevkiyatı aynı görüntüyü vermez; biri aslında Samsun’da bir ay geçirebilir ama bunu asla göremez. Sevkiyat aynı şekilde ilerler ama seyahat için tüm iç kısım erkenden kalkar.  Çanlarla beraber takılan katarlar ve inleyen kağnılar, merkepler ve develer şafağın öncesinin karanlığında hepsi sırayla yürür ve gün Samsun için başladığında dağ yamaçlarında yüksektedirler. Kürek, demir çubuk, parmaklıklar ve boru yığını; dikiş makinesi kutuları, kumaş balyaları, Manchester ipliği ve sayısız gazyağı tenekesi taşırlar. Biri dağlar karşısında iç kısımda yavaşça sürüklenen kağnılarda çelik kirişleri, uzunca dökme demir ve Marsilya’ dan gelen çatı kiremitleri dahi görebilir.

Erkan Kaya

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER