2018 yılını geride bıraktık, 2019 yılına merhaba dedik. Hüznüyle sevinciyle koskoca bir yıl daha geride kaldı.

Tabi herkesin bir temennisi var.

Bizlerde yeni bir yıla başlamamızla birlikte temennimizi tarihten önemli bir kıstas ile yapalım.

İstanbul’un fethinden sonra, Osmanlı askerleri, Bizans hapishanelerini kontrol ederler. En ücra bir mahzende üç papaz bulurlar.

Alıp Fatih Sultan Mehmed Han’a götürürler. Sultan, onlara hapsedilmelerinin sebebini sorar. Papazlar, “Biz, Bizans’ın en ileri gelen papazları idik. İmparatorun zulüm ve işkencelerinden, yaptığı rezalet ve sefahetten dolayı kendisini ikaz edip, sonunun yakın olduğunu söyledik. O da, bize kızdı zindanlara attırdı” dedi.

Dedikleri doğru çıkmıştı.

Mehmed Han, papazların ellerine serbest dolaşma belgesi verip, İslam coğrafyasını gezip görmelerini, Osmanlı Devleti hakkında kendisine görüşlerini bildirmelerini istedi.

Papazlar, İstanbul’da bir çarşıya girip, sabahın erken vaktinde bir şeyler almak istediler. Siftah yapan bir dükkandan, komşuları siftah yapmadan ikinci bir şey alamadılar.

Bunun gibi çok örnek yaşadılar.

Anadolu’ya geçtiler dolaşırken, ezan okunmaya başladı. Kimse dükkanını kapatmaya bile lüzum görmeden camiye gittiler. Hiç kimse, bir başkasının malına, canına, ırzına, namusuna zarar vermeyi aklından bile geçirmiyordu.

Papazlar, bütün bu hadiselerden dolayı şaşkına döndü. Güven, itimat, hak, inanç, doğruluk, refahlık, mutluluk her yerde hakimdi.

Kaç şehir dolaştıkları halde, bir mahkemeye dahi tesadüf edemediler. Her kasabada kadı var, fakat dava yoktu. Hırsızlık yok, katillik yok, namussuzluk yok, eşkıyalık ve dolandırıcılık yok, kötülük yoktu. Birkaç ay dolaştıktan sonra, şehrin birinde bir mahkemenin olacağını haber alıp, oraya koştular.

En sonunda Osmanlının aksak yönünü yakalarız ümidiyle dinleyici olarak içeri girdiler. Davalı ve davacı geldi. Kadı yerine geçip meseleyi dinledi.

Adamlardan biri anlatmaya başladı, "Efendim, bendeniz bu din kardeşimin tarlasını arzu ettiği fiyat üzerinden satın aldım. Birkaç sene ekip kaldırdım. Fakat bu sene çift sürerken, sabanımın demiri bir küpe takıldı, içinden altın çıktı. Küpü götürüp, daha önce tarlayı satın aldığım bu kişiye vermek istedim. O kabul etmedi: ‘Ben tarlamı, altı ve üstüyle birlikte sattım. Onun ekip kaldırdığında bir hakkım olmadığı gibi, toprağın altında da bir hakkım olamaz’ dedi.”

Üç papaz, altın küpünün kimin olacağına dair mahkemeyi ibretle seyrediyorlardı.

Tarlanın yeni sahibi çıkarttığı altın küpünü eski sahibine vermek istiyor, “Toprağın altında küpün varlığından haberdar olsaydı, bana orayı satmazdı” diyordu.

Eski sahibi ise, “Efendim, durum kardeşimin anlattığı gibi vaki oldu. Ancak, bendeniz ona, o tarlayı, altı ve üstüyle birlikte sattım. Senelerdir ben o tarlayı sürerim, benim nasibim olsaydı ben bulurdum almak istemiyorum” diyordu.

Kadı efendi, bu iki Müslüman arasında hüküm vermekte güçlük çekti. Davalıların birinin temiz ve saliha bir kızı, diğerinin de salih bir oğlu vardı. Çözüm olarak 'Bu gençleri evlendirelim, bu küp altın da onların düğün hediyesi olsun' diye teklif yaptı.

 Onlar da kabul ettiler. Böylece dava sonuçlandı.

Papazlar da şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemez bir halde oradan ayrıldılar.

En sonunda İstanbul'a döndüler ve İstanbul Kadısı Hızır Bey’in huzurunda, Padişah Fatih Sultan Mehmed Han ile bir Hristiyan arasında bir davanın görüleceğini duydular.

Koca Osmanlı Devleti’nin Sultanı, çağ açıp çağ kapayan İstanbul Fatihi Sultan Mehmed Han ile bir Hristiyan mimar, Kadı Hızır Bey’in karşısında ayakta bekliyorlardı. Fatih Sultan Mehmed Han, vazifesine ihanet eden Hristiyan mimarı mahkemesiz cezalandırmış, Hristiyan mimar da, Kadı Hızır Bey’e şikayet etmişti.

Hızır Bey, Fatih Sultan Mehmed Han’ı haksız bulup aynı şekilde Sultanın da cezalandırılmasına hükmetti. Eğer mimar rıza gösterirse, diyetle kurtulabilecekti. Hristiyan mimar, bu adalet karşısında ne yapacağını şaşırdı. Oracıkta, Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldu.

Papazlar, fetihden sonraki İstanbul hayatını da çok merak ediyorlardı. Mahalleleri gezdiler herşey eksiksiz, tertemizdi. Her din mensubu eşit şartlarda yaşıyordu.

Papazlar, bütün bunları gezip gördükten sonra, birkaç gün dinlenip düşündüler, izin isteyip padişahın huzuruna çıktılar.

Gördüklerini bir bir arz edip; "Bu millet ve devlet, böyle giderse, kıyamete kadar devam eder" dediler.

Kelime-i şehadet getirip onlarda Müslüman oldular.

Adalet, vicdan, hak, hukuk, rahat bir yaşam, mutluluk,  refah, örnek insan temsiliyetleri hepsi bu hikayede.

Daha ne olsun 2019 yılı ve gelecek yıllar için temennimiz de bu hikayenin verdiği ana mesajı gibi olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.