10 Aralık, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabul edilmesinin 70'inci yıldönümüydü.

Beyanname, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nca Haziran 1948'de hazırlandı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948'de, BM Genel Kurulu'nun Paris'te yapılan 183. oturumunda kabul edildi.

70 yıl politik bir ömür çok uzun bir mesafe değil ancak 2. Dünya Savaşı sonrasında, ülkelerin birlikte bir şey yaptığı ender örneklerden birisi olduğu ve temel bir dönemi açtığı için çok önemli.

Politik ömrü çok uzun olmasa da arkasında yüzyıllara dayanan ki en başta da çok kanlı iki dünya savaşının sonrasında kabul edilmesi ve insanlığın bundan sonra yasaları yaparken ve dünyayı ele alırken neyi önceleyeceklerini belirmek adına ortak bir noktaya geldikleri örnek bir sözleşme.

Bu beyannameye göre ülkeler artık her ne yapacaksa önceliğini 'insan hakları' olarak belirlemek zorunda.

Beyannamenin temelinde ise; dünyadaki bütün halkların kimliksiz olduğ  yani kim olduğuna bakılmaması yatar. Yani bu haklar; kim olursa olsun herkesin doğuştan sahip olduğu haklardır. Ve bu hak kimse tarafından verilemez, lütfedilemez ya da engellenemez.

Ayrıca bu haklar şu coğrafyada geçerlidir şu coğrafyada geçersizdir denilemez. Evrensel olarak her yerde geçerlidir.

Ayrıca zamansızdır. Şimdi uygulanamaz sonra uygulanamaz gibi bir durum da yoktur.

Bu temel çerçeve, bundan 70 yıl önce dünyanın önemli bir kısmının resmi olarak onayladığı bir sözleşmedir ve artık geri dönülemez denilen haklar manzumesidir.

Ancak bugün; hem bu bildirgenin çizdiği hak ve özgürlükler manzumesi hem de insan hak ve özgürlüklerin savunulmasında çok tehlikeli bir yerde durduğumuz bir nokta olduğumuzu görüyoruz.

Ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı ve Birleşmiş Milletler müdahalesinin de çok zayıfladığı bir dönemi yaşıyoruz. Dünyanın birçok yerinde insanlık dramları, katliamlar ve milyonlarca insanın yerini yurdunu terk etmek zorunda bırakıldığı bir süreçle karşı karşıyayız.

Diğer taraftan hem soğuk savaş dönemi hem de vahşi neoliberalizm,  ekonomik ve politik olarak insanların güvencesiz olduğu bir dönem başlattı. Bu güvencesizlik durumu bugün çok daha baskın ve insanların karar verme süreçlerini etkileyen en temel verilerden biri haline geldi.  

Dünyada yükselmekte olan sağ popülist rüzgarın etkisiyle, otoriter eğilimlerin yükselmesi insan hakları meselesi ve özgürlükleri tehdit ederken, bu hakları savunanlar açısından da bir itibarsızlaştırma, önemsizleştirme saldırısıyla karşı karşıya olduğumuz bir tablo yaşıyoruz.

Bunu koruyacak kurumsal alanlar da çok ciddi bir tahrip altında.

O zaman hak ve özgürlükleri korumaya nereden devam etmeliyiz?

Eğer daha iyi bir dünya fikrine döneceksek ve ya da bunu savunmaya devam edeceksek, insan hakları meselesine, insanların kimliklerinden coğrafyasından ve bulundukları yerlerden çok, şimdiye kadar edindiğimiz hakları ve özgürlüklerden unutturmamakla başlamalıyız.

Bizim adımıza birilerinin bu hakları savunması yerine kendi haklarımızı savunurken bunun herkesin hakkı olduğunu görmekten savunulmasından vazgeçmemeliyiz.

Bazı hak ihlallerini politik olarak gündeme getiren kesimlerin bile bu hak meselesini daha sınırlı alanlara taşıdığını, çok tehlikeli söylemleri kullandığını görüyoruz.

Mesela Fransa'daki 'sarı yelekliler' eylemi bir hak eylemi çerçevesine oturtabilecekken, içine yabancı düşmanlığı ile ilgili motiflerin sızdığı bir tartışma içine sokulmuş olması bu tehlikeli söylemlerden en yakın olanı.

Benzer durumu Türkiye'de 'Suriyeliler' konusunda görüyoruz.

Bazı muhalefet partileri iktidarı eleştireceğim diye Suriyelileri düşman gösteren, son derece tehlikeli ırkçı söylemleri ile bu dramı politik avantaj olarak gören çıkışlar yapabiliyorlar.

Sonuç olarak; insanlık hafızasından 'haklar ve özgürlükler'in silinmemesi ve savunulmasına göstereceğimiz dikkat bireyler olarak kendi hak ve özgürlüklerimiz için hayati önemdedir. 

Ve bu hakların kimliği de, ülkesi de zamanlaması da yoktur

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.